ABD-İran gerilimi sonrasında enerji piyasalarında dengeler altüst oldu. Hürmüz Boğazı’nda yaşanan tıkanma ve enerji tesislerine yönelik saldırılar, küresel arz zincirini kırarken, uzmanlar yaşananları “1970’lerden daha ağır bir kriz” olarak tanımlıyor. Uzmanlara göre artık mesele fiyat artışı değil, enerji sisteminin kendisinin hedef alınması.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları 5 gün erteleme açıklaması sonrasında brent petrol fiyatı yüzde 13 düşüşle 92 doların altına geriledi. Brent petrolün fiyatı şu sıralarda 99 dolar seviyesinde işlem görse de henüz tehlike geçmiş değil.
Uzmanlar, sürecin klasik bir fiyat dalgalanması olmadığını, modern enerji tarihinin en büyük arz şoklarından biri olduğunu vurgulayarak, Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanmanın yüzde 90 seviyelerine ulaştığını ve enerji arzında ciddi aksamalara yol açtığını belirtiyor.
Uzmanlara göre kriz, petrol fiyatlarının ötesine geçerek küresel ekonomik ve siyasi dengeleri sarsan çok boyutlu bir kırılmaya dönüştü.
Petrol piyasasındaki son gelişmeleri ve beklentileri Londra Enerji Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Öğütçü ve TESPAM Başkanı Oğuzhan Akyener Haber7’ye değerlendi.
Londra Enerji Kulübü Yönetim Kurulu Başkanı ve Uluslararası Enerji Ajansı eski yöneticisi Mehmet Öğütçü, bugün yaşadığımız durumun klasik bir fiyat dalgalanması olmadığını, modern enerji tarihinin en büyük arz şoklarından biri olduğunu belirterek, “Bu sadece petrol ve doğal gaz krizi değil. Bu küresel sistemin kırıldığı bir dönem. Ve ne yazık ki etkilerini uzun süre yaşayacağız. Uluslararası Enerji Ajansı’nın da işaret ettiği gibi, bu kriz 1973 ve 1979 petrol şoklarının toplamından daha ağır bir tablo ortaya koyuyor. Üstelik bu kriz tek başına ortaya çıkmadı” dedi.
2022’de Rusya-Ukrayna savaşıyla Avrupa piyasasından yaklaşık 75 milyar metreküp doğalgaz çekildiğini ifade eden Öğütçü, buna Rus petrolüne yönelik yaptırımlar ve Venezuela üretimindeki düşüşlerin de eklendiğini dile getirdi.
Küresel sistemin zaten kırılgan bir zeminde olduğunu bunun üzerine şimdi de Hürmüz şokunun geldiğini hatırlatan Öğütçü, şöyle devam etti:
“Normalde Hürmüz Boğazı’ndan günde yaklaşık 20 milyon varil petrol, yani dünya arzının yaklaşık %20’si geçiyordu. Bugün ise bu sistem fiilen çökmüş durumda.
Körfez çıkışlı petrol ihracatı bazı hesaplamalara göre %60’tan fazla düşmüş, fiili akış 6–7 milyon varil/gün seviyesine geriledi.
Aynı durum LNG için de geçerli. Katar, küresel LNG arzının yaklaşık %20–25’ini sağlıyor ve bu gazın neredeyse tamamı Hürmüz’den geçiyordu.
Bugün sadece akış değil, tesislerin kendisi de hedef alınmış durumda.
Dolayısıyla mesele artık fiyat değil. Fiziksel arzın kaybı ve sistemin kırılmasıdır.”
Mehmet Öğütçü, ABD-İran savaşının petrol fiyatlarında kalıcı bir artış yaratır mı? sorusuna şu cevabı verdi:
“Kısa vadede fiyat artışı zaten kaçınılmazdı ve gerçekleşti. Petrol hızla 100 doların üzerine çıktı, 120 dolar seviyeleri test edildi. Ancak bu kriz geçse bile etkisi geçmeyecek. Çünkü artık sadece boğaz değil, enerji altyapısının kendisi hedef alınıyor.
Rafineriler, boru hatları, LNG tesisleri, tankerler, elektrik santralleri… Bu altyapının onarımı aylar değil, yıllar sürebilir. Ama asıl mesele fiyat değil. Oynaklığın kalıcı hale gelmesidir.
Orta Doğu’daki savaşın klasik bir cephe savaşı değil, doğrudan enerji sistemine yönelik bir savaş olduğunu ifade eden Öğütçü, şöyle konuştu:
“Taraflar birbirlerinin enerji damarlarını (petrol sahaları, LNG tesisleri, tankerler ve boru hatlarını) hedef alıyor. Bugün küresel arzda 8–11 milyon varil/gün seviyesinde kayıp olduğu tahmin ediliyor. Alternatif güzergahlar var, ancak kapasite sınırlı.
Hürmüz’ü bypass edebilecek hatların toplam kapasitesi sadece 3.5–5.5 milyon varil/gün civarında. Yani açığın tamamını telafi etmek mümkün değil.
Bu nedenle kriz sadece petrol değil, LNG, petrokimya, gübre, gıda ve su olmak üzere hepsini etkiliyor. Bu artık net biçimde, enerji–su–gıda güvenliği krizidir.”
Mehmet Öğütçü, diğer üretici ülkelerin bu açığı kapatamayacağını belirterek, bunun bir üretim krizi değil, bir akış krizi olduğunu vurguladı.
Taşınamayan, sigortalanamayan ve rafineriye ulaşamayan petrolün ekonomik değere dönüşmeyeceğine dikkat çeken Öğütçü, “Zaten Rusya, İran ve Venezuela üzerindeki yaptırımlar arzı daraltmıştı. Bugün yaşanan tablo, üst üste binmiş krizlerin toplamıdır” diye konuştu.
Öğütçü, petrolde fiyatların değil, belirsizliğin kalıcı olacağına işaret ederek, öne çıkan üç senaryoyu şöyle sıraladı:
Mehmet Öğütçü, bu krizin dünyayı üç kanaldan vuracağına işaret ederek, şunları kaydetti:
Enflasyon: Enerji maliyetleri tüm ürünlere yansıyacak
Resesyon: Üretim maliyetleri artacak, talep daralacak
Siyasi baskı: Hükümetler ciddi kamuoyu tepkisiyle karşılaşacak
Türkiye Enerji Stratejileri ve Politikaları Araştırma Merkezi (TESPAM) Başkanı Oğuzhan Akyener ise boğazdaki aksamanın ilk etapta yüzde 40–60 seviyelerinde seyrettiğini, ancak gelinen noktada yüzde 90’lara kadar yükseldiğini ifade etti.
Geçişlerin tamamen durmadığını ancak ciddi şekilde yavaşladığını kaydeden Akyener, bu durumun petrol arzında gecikmelere yol açtığını söyledi.
Akyener, sorunun yalnızca Hürmüz’deki geçişlerle sınırlı olmadığını vurgulayarak, Körfez ülkelerindeki enerji altyapısının da hedef alındığını dile getirdi.
Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Kuveyt ve Katar’da petrol ve doğalgaz tesislerine yönelik saldırılar gerçekleştiğini belirten Akyener, bu gelişmelerin arz tarafında ilave baskı oluşturduğunu ifade etti.
Irak’ta sahalardaki kapanmalar nedeniyle günlük yaklaşık 2,9 milyon varillik arzın sekteye uğradığını aktaran Akyener, Suudi Arabistan’da da yaklaşık 2 milyon varillik üretimin devre dışı kaldığını söyledi.
Doğalgaz tarafında ise risklerin daha hızlı hissedildiğine dikkat çeken Akyener, Katar’daki bazı LNG tesislerinin bakım ve onarım sürecine girdiğini, bunun da küresel gaz piyasalarını daha sert etkilediğini kaydetti.
Gaz fiyatlarının bölgesel yapısı gereği Avrupa ve Asya’da toparlanmanın daha uzun sürebileceğini belirten Akyener, ABD’de ise fiyatların daha hızlı normalize olabileceğini dile getirdi.
Tüm bu gelişmelere rağmen uzun vadeli bir arz krizinin beklenmediğini vurgulayan Akyener, petrol tesislerindeki hasarın sınırlı olduğunu ve bakım-onarım süreçlerinin görece hızlı ilerleyeceğini ifade etti.
Suudi Arabistan’ın yaklaşık 3 milyon varillik yedek kapasitesinin kritik bir denge unsuru olduğuna dikkat çeken Akyener, “Süreç normale döndüğünde bu kapasite devreye alınarak piyasa dengelenebilir” dedi.
Savaşın taraflar açısından sürdürülebilir olmadığını belirten Akyener, hem ekonomik hem de siyasi baskının arttığını söyledi.
ABD’de artan akaryakıt fiyatlarının iç politikayı doğrudan etkilediğini ve seçim sürecine yansıdığını ifade eden Akyener, Çin’in de ekonomik nedenlerle savaşın uzamasını istemediğini dile getirdi.
Bu nedenle hem ABD hem de İran tarafında sürecin uzamaması yönünde ciddi bir baskı oluştuğunu kaydeden Akyener, savaşın bölgesel bir mezhep çatışmasına dönüşmemesi halinde uzun sürmeyeceği beklentisinin güçlendiğini söyledi.
Mevcut fiyat artışlarının temelinde arz-talep dengesizliğinden çok jeopolitik risklerin bulunduğunu belirten Akyener, piyasadaki “korku primi”nin belirleyici olduğunu vurguladı. Halihazırda günlük yaklaşık 7 milyon varillik arz kaybı yaşandığını, bunun stoklar ve alternatif kaynaklarla kısmen telafi edildiğini ifade eden Akyener, en kötü senaryoda bu kaybın 10 milyon varile ulaşabileceğini dile getirdi.
Oğuzhan Akyener, petrol fiyatlarının seyrine ilişkin, mevcut gerginlik seviyesinde Brent petrolün 110 dolar bandında tutunduğunu, risklerin artması halinde fiyatların 120–125 dolara yükselebileceğini söyledi.
Tam kapanma gibi aşırı bir senaryoda ise 140 dolar seviyelerinin gündeme gelebileceğini ifade etti.
Buna karşılık gerilimin azalması ve taraflardan yumuşama mesajları gelmesi halinde fiyatların 90–95 dolar bandına gerileyebileceğini belirten Akyener, olası bir barış anlaşması durumunda ise petrolün 80 doların altına kadar düşebileceğini kaydetti.
Kısa vadede arz açığını tamamen kapatacak bir unsur bulunmadığını vurgulayan Akyener, ABD üretiminde artış, Rusya’nın ilave arzı ve diğer üretici ülkelerin katkısının dengeleyici rol oynayabileceğini söyledi.
Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı hattı üzerinden Kızıldeniz’e yönlendirdiği sevkiyatların da önemli olduğunu belirten Akyener, ancak bu hatta yönelik güvenlik risklerinin de göz ardı edilmemesi gerektiğini ifade etti.
Enerji dönüşümüne ilişkin tartışmalara da değinen Akyener, petrol ve doğalgazın kısa vadede devre dışı kalmasının mümkün olmadığını söyledi. Artan fiyatların yeni arama ve üretim yatırımlarını teşvik edeceğini belirten Akyener, enerji dönüşümünün kademeli şekilde devam edeceğini vurguladı.
Olası bir barış senaryosunda petrol piyasasının hızlı toparlanacağını ifade eden Akyener, üretimin normale dönmesiyle birlikte 1–1,5 ay içinde fiyatların savaş öncesi seviyelere, hatta daha altına gerileyebileceğini söyledi.
Doğalgaz tarafında ise toparlanmanın daha uzun sürebileceğini belirten Akyener, özellikle Katar LNG arzındaki aksaklıkların fiyatlar üzerinde bir süre daha etkili olacağını sözlerine ekledi.
Japonya'dan Hürmüz açıklaması: Ateşkes sağlanırsa asker gönderebiliriz