Le Monde gazetesinde yayımlanan bir analiz yazısına göre, Türkiye, Avrupa'nın yeniden silahlanma sürecinin temel taşlarından biri haline geldi.
Fransız gazetesinin İstanbul muhabiri Nicolas Bourcier ve Ankara muhabiri Céline Pierre-Magnani, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Ukrayna savaşı kaynaklı endişeleri ustalıkla kullanarak ve askeri özerklik ile yenilikçi stratejiler izleyerek ülkeyi Avrupa savunmasının merkezine yerleştirdiğini vurguladılar. Yazıdan özetle çıkan saptamalar ve değerlendirmeler şöyle:
Türk savunma sanayii, Ukrayna işgali (2022) ve Donald Trump'ın ABD başkanlığına dönüşü (2024) sonrası fırsat yarattı; Washington'un NATO müttefiklerini daha fazla harcama yapmaya teşvik ederken kendi taahhütlerini azaltması, Türkiye'ye kilit tedarikçi rolü kazandırdı.
2025'te silah ihracatı rekor kırarak 10 milyar dolara ulaştı (önceki yıla göre yaklaşık yüzde 50 artış); SIPRI'ye göre dünya sıralamasında 11. sıraya yükseldi.
Baykar, TAİ, Aselsan gibi şirketlerden beş tanesi dünyanın en büyük 100 savunma firması arasında; Baykar 2025 ciro hedefi 2,2 milyar euro.
Haziran 2025'te İtalyan Leonardo ile Baykar, Bayraktar dronları odaklı LBA Systems adlı ortak girişim kurdu.
Romanya, NATO üyesi bir ülke olarak ilk Türk savaş gemisi (Hisar sınıfı korvet) alımını duyurdu.
Ukrayna'da ateşkes sonrası çok uluslu gücün deniz liderliği Türkiye'ye verildi; NATO, F-16'ların Baltık ülkelerine erken sevkiyatını istedi.
1974 Kıbrıs ambargosu sonrası bağımsızlık kararı alındı; Silahlı Kuvvetleri Güçlendirme Vakfı kuruldu, Aselsan gibi kurumlar doğdu.
Erdoğan dönemiyle hızlanan "yerli ve milli" yaklaşımı, ithalatı yüzde 80'den yüzde 20'ye düşürdü; ihracat 170'ten fazla ülkeye yayıldı.
Bayraktar TB2 dronu, Karabağ, Ukrayna ve Libya'da "oyun değiştirici" oldu; düşük maliyetiyle "Gökyüzünün Kalaşnikov'u" lakabını aldı. 2018-2023 arası küresel silahlı İHA ihracatının üçte ikisi Türkiye'den.
Almanya silah kısıtlamalarını gevşetti; Eurofighter teslimatı için onay verdi (40 adet). Fransa ile gerilim azaldı, diyalog arttı.
Le Monde yazarları, Türkiye'nin NATO'da ikinci büyük orduya sahip olmasına rağmen ortak komuta pozisyonlarının sınırlı kaldığını, Yunanistan faktörü nedeniyle "kenarda" tutulduğunu vurguluyor.
Ancak güvenlik önceliğiyle pragmatik yakınlaşma hızlanıyor; Temmuz 2026 NATO zirvesi Ankara'da yapılacak ve Türkiye'nin stratejik rolü üzerinde durulacak.
Makale, Erdoğan'ın "Türkiye olmadan Avrupa güvenliği düşünülemez" sözünü ve Avrupa liderlerinin Ankara'ya akınını, otoriterleşme ve insan hakları eleştirilerine rağmen pragmatizmin ağır bastığını gösteriyor.